2021 Şubat Ayı Raporu

ADLİ DESTEK MÜDÜRLÜKLERİ SÜRECİNE İLİŞKİN GÖRÜŞ VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ RAPORU
24 ŞUBAT 2021
ASUD
ADALET SİSTEMİ UZMANLARI DERNEĞİ

ADLİ DESTEK MÜDÜRLÜKLERİ SÜRECİNE İLİŞKİN GÖRÜŞ VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
ASUD (Adalet Sistemi Uzmanları Derneği); Adalet Bakanlığı bünyesinde görev yapmakta olan pedagog, psikolog ve sosyal hizmet uzmanlarının özlük haklarına yönelik çalışmalar yapmak, derneğin temsil gücünü arttırabilmek amacı ile üye sayısını mümkün olan en üst sayıya ulaştırmak, kurum içi ve kurum dışı eğitim faaliyetleri ile derneği ve mesleğimizi görünür kılarak önemini topluma anlatabilmek amacı ile kurulmuştur.
Daha önceki yıllarda, merkezi atama sistemi ile Aile, Çocuk ve Çocuk Ağır Ceza Mahkemelerinin bünyelerine atanan meslek grubumuz, adli süreçte mağdurlara ve özellikle kırılgan gruplara yönelik onarıcı adalet ve sosyal hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde etkin, sürdürülebilir ve ulaşılabilir bir mağdur destek sistemi oluşturulması amacıyla Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Daire Başkanlığının ve taşra teşkilatı olarak Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüklerinin (ADM) kurulmasıyla bu müdürlükler bünyesinde görev yapmaya başlamıştır.
Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüklerinin kurulmasıyla birlikte; suç mağdurlarının tamamına yönelik etkin bir bilgilendirme ve yönlendirme sistemi kurulması, hâlihazırda Çocuk, Çocuk Ağır Ceza ve Aile Mahkemelerinde görev yapan uzmanlar aracılığıyla sağlanan psiko-sosyal destek faaliyetlerinin Cumhuriyet Başsavcılıkları, ceza mahkemeleri ve hukuk mahkemelerini de kapsayacak şekilde genişletilmesi, hizmet sunumuna ilişkin standartların geliştirilerek, vaka yönetiminin uygulandığı, adli görüşme odalarının kullanıldığı etkin bir sistemin kurulması hedeflenmiştir.
Yukarıdaki açıklamadan da anlaşılacağı üzere, meslek grubumuzun çalışma şekli ve kapsamı tamamen değiştirilerek daha önce mahkeme uzmanı şeklinde bir anlamda ihtisaslaşarak Aile ve Çocuk Mahkemelerinin kuruluş ruhuna uygun olarak görev yapmaktayken müdürlük ve büro sistemine geçilerek yeni model uygulanmaya başlanmıştır. Yeni sistemin uygulanmaya başlandığı bu süreçte dernek olarak Türkiye genelinde üyelerimiz ve meslektaşlarımız ile görüşmeler yapılmış, sisteme dair durumlar bilginize sunulmuştur.
• ADM’lerin kuruluşu ile birlikte Aile, Çocuk ve Çocuk Ağır Ceza Mahkemelerinin bir anlamda yapısal işleyişi bozulmuş, ihtisas mahkemesi özelliklerini kaybetmişlerdir. Özellikle Aile Mahkemelerinde bu durum çok net şekilde görünür hale gelmektedir. Daha önce kendi bünyesinde uyum içerisinde çalışan mahkemeler hukuk büro şeklinde çalışmaya başlayaraksulh hukuk, asliye hukuk, aile mahkemesi bünyesinde de görevler almaya başlamışlar ve geniş kapsamlı çalışma alanlarında hâkimler ile “Adli Destek Görevlisi” olarak tanımlanan meslek grubumuz arasında bir takım sorunlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Özellikle Aile Mahkemelerinde hakim-uzman koordinasyonu dağılmış, birbirini anlama noktasında ortak dil oluşturabilme kolaylığı ortadan kalkmış, iş birlikçi çalışma süreci sekteye uğramıştır. Aynı dosya için birden fazla kez rapor alınması gereken durumlarda her defasında farklı bir Adli Destek Görevlisinden gelen rapor nedeniyle hâkimlerin kanaat oluşturma süreçleri etkilenmiştir. Bu da hâkimlerin daha çok rapor istemesine yol açmış ve bir dosya içerisine birden fazla tek uzmanlı ya da heyet raporları girmeye başlamıştır. Bu durumun iki yönlü sakıncası mevcuttur; yargılamayı uzatmakta, aileler ve çocukları birden fazla defa adli sistem ile karşı kaşıya getirmekte ve zaten sayıca az olan meslek grubumuzun iş yükünü arttırmaktadır. Sonuç olarak bu durum hizmet kalitesinin düşmesine neden olmakta, Mağdur Hakları Müdürlüklerinin çocuk çıkarları doğrultusunda hizmet etme amacına hitap etmekten uzaklaşılmaktadır.
Bu duruma çözüm olarak, ihtisas mahkemeleri eski haline getirilmeli, özellikle Aile Mahkemelerinin Hâkimliklerinin de görüşü alınarak Aile Mahkemeleri yapısal anlamda önceki haline geri döndürülmelidir. Uzmanlar karar sürecinde daha etkin rol almalı, özellikle alanları ile ilgili konularda gerekirse aileler ve çocukları ile karşılıklı yapacakları görüşmeler ile bir anlaşma metni hazırlayarak bunu hâkimliğe sunabilmelerinin önü açılmalıdır. Bu durumun birçok açıdan faydası olacaktır. Şöyle ki sorunlu bir boşanma ardından birçok farklı davayı getirmekte, toplumsal karmaşa artmakta, ebeveynlerin çocukların birbirine gösterilmemesi gibi çeşitli uyuşmazlıklara neden olmaktadır. Bu durum yukarıda açıkladığımız şekli ile çözümlendiği takdirde ilgili uzman sorunlar mahkemelere yansımadan kendisine tanınan yetki ile çözüm odaklı çalışabilecektir.
• Müdürlerin seçimleri konusunda meslektaşlarımızın kafasında birçok soru işareti bulunmaktadır. Uzun yıllardır sürdürülen hizmet sonucunda konusunda uzmanlaşan ve bu alanda yüksek lisans, doktora, hizmet içi eğitim gibi çeşitli eğitimler alarak adli sistem içinde yadsınamaz deneyimler kazanmış meslek elemanları görevde yükselme, uzmanlık gibi beklentilerin olmasına rağmen bir anda “Adli Destek Görevlisi” unvanına dahil edilmişlerdir. Devamında bazı meslek elemanları herhangi bir ölçüt olmaksızın “müdür” olarak seçilmişlerdir. Bugüne kadar eşit koşullarda Adalet Bakanlığı’na hizmet vermiş olan tüm meslek elemanlarının görevde yükselerek müdür olma beklentisinin olması beklenir bir durumdur. Bu nedenle, müdürlüklerin sağlıklı işleyişi açısından en kısa sürede deneyim ve liyakatin esas alındığı birmüdürlük sınavı açılması beklenmektedir. Ciddi mağduriyetlere ve kırılganlığa sahip olan gruplara hizmet verilen Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüklerinin uzman görevlilerce yönetilmesi sistemin sağlıklı işleyişi açısından bir zorunluluk teşkil etmektedir.
Adli Destek Hizmetleri Müdürlüklerinde çalışan uzmanların ürettiği ve Mahkemelere sunulan görüşler karara ve esasa yönelik olan raporlardır. Bu nedenle bilirkişi raporu vasfı taşıyan söz konusu raporların içeriği ve kalitesi davaların adaletli bir şekilde sonuçlanması bakımından oldukça önem taşımaktadır. Nihayetinde hukuk mahkemelerinde söz konusu olan aile ve çocuk, ceza adalet sisteminde ise mağdurlar ile suça sürüklenen çocuklardır. Sonuç olarak, bu bürolarda görev yapan personelin daha bağımsız ve güçlendirilmiş bir sistemin içerisinde çalışması hizmet alanların yani toplumun yaralı kesiminin menfaatine olacak bu da ADM’lerin toplumdaki imajını güçlendirecektir. Daha önceki çalıştaylarda ve uzman raporlarında da dile getirildiği gibi, ADM’lerin Adli Tıp benzeri, müdahale ve etkiden tamamen uzak korunaklı bir hale getirilmesi hizmet alanlar ve hizmet üretenlerin menfaatine olacaktır.
Çocuk Teslimi işlemi uzun yıllardır toplumun kanayan bir yarası halinde devam etmekte, hiçbir kurum bu işlemi üzerine almak istememektedir. Meslektaşlarımızın yıllardır gerçekleştirdiği çocuk teslimi işlemlerinden edinilen bilgi, deneyim ve öngörü ile bu konu hakkında bazı çözüm önerileri sunulmak istenmektedir. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre çocuk teslimlerinin ADM’ler tarafından gerçekleştirileceği, il genelinde oluşturulacak bir uzman havuzu ile çocuk teslimlerinin çözüleceği yönünde bir görüşten bahsedilmektedir. Bu durumun ciddi anlamda yaratacağı sıkıntılar olacağı öngörülmektedir. Öncelikle bu gibi sosyal sorunların çözüm yöntemleri toplum tarafından özendirici olmamalı, hatta mutlaka caydırıcı bir etkisi olmalıdır. Daha önce maliyeti ve usulü itibariyle teslim konusunda çatışmaya girmeyen tarafların dahi yeni sistemin işleyişi nedeniyle teslimleri kötüye kullanımı engellemek amacıyla kişisel ilişkiyi engelleyen ebeveyne, kademeli şekilde yaptırım uygulanması, gerek işyükü açısından uzmanlara gerekse çatışmayı azaltarak çocuklar adına katkı sağlayacaktır.
Çocuk teslim işlemleri (tedbiren kararlar genellikle hafta içinde olmakla birlikte) asıl olarak hafta sonu, dini bayram gibi resmi tatil günlerinde olmakta, bazen bir saat bazen birkaç saat sürmekte ve genel itibariyle sorunlu, uzlaşma oluşturamayan taraflar arasında tartışmalı hatta şiddet boyutuna dönüşebilecek kadar kavgalı geçmektedir. Net bir şekilde ifade edilmelidir ki, çocuk teslimi işi taşıdığı risklerle kamu görevlisinin sağlığı ve güvenliğini tehlikeye atan birişlemdir. Sonuç olarak hiçbir güvenlik tedbiri olmaksızın bu işlemlerin yerine getirilmesi mümkün değildir. Tarafların sağlıklı teslimi gerçekleştirebilmeleri için hem uzmanların görev ve sorumlulukları iyi bir şekilde tanımlanmalı hem de güvenlik tedbirleri (çok önemli haller dışında adliye binasında gerçekleşmesi, eve gidilmesini gerektiren zorunlu hallerde güvenlik ihtiyacının anlık olarak karşılanması gibi) alınmalıdır. Teslimlerin bir şekilde yapılabilmesi ve uygulayıcı uzman için özendirici olması açısından -ileride gerekirse haksız çıkacak taraftan tahsil edilmek üzere- uzmanın buradaki etkin rolü, kamu görevlisinin mesai saatleri dışında görev yapması dikkate alınarak standart bir ücret takdirine gidilmeli ve yapılan iş resmi bir bilirkişilik olduğundan bu ücret bilirkişi tarifesinde yazan ücrete eşdeğer olmalıdır. Ayrıca çocuk teslimi işlemi sırasında uzmanlar tarafından tutulacak tutanaklar velayet ve kişisel ilişki gibi davalarda hâkimler tarafından dikkate alınması gereken belgeler olmalıdır. Aksi takdirde yıllardır süregeldiği gibi çocuk teslimi işi bir “konu mankenliğinden” öteye geçemeyecektir.
• Adli Görüşme Odalarının (AGO) faaliyete geçmesi ile birlikte özellikle ağır ceza mahkemelerinde görülen cinsel istismar davaları; savcılık ifadeleri AGO’larda alınmaya başlanmıştır. Mağdurlar adına son derece olumlu bir gelişme olarak değerlendirdiğimiz bu durumun uygulaması ile ilgili bir takım sorunlar ortaya çıkmıştır. İlk olarak ön görüşmesi yapılan mağdur çocuk kaygı düzeyi düşürülerek ifadeye hazır hale getirilmeye çalışılmakta ardından ifadesi için adli görüşme odasında bekleme süreci başlamaktadır. Bu süreç yargılamanın içeriğine göre bir-bir buçuk saati bulmakta bu esnada mağdurun gerilimi artmakta ve kaygı düzeyi yeniden yükselmekte, ifade alım işlemi zorlaşmaktadır. Uzmanların yaptığı hazırlık işlemi boşa gitmekte, mağdurda oluşturulan güven duygusu bir kez daha yok olmakta (mağdurların yaşadığı en önemli sorunların başında güvensizlik gelmektedir) ve bu durum mağdurun aleyhine sonuçlanmaktadır. Bir diğer sorun, ağır ceza mahkemesinde duruşma görülürken mağdur çocuğun ifadesi uzman tarafından AGO’da alınırken, anne-babasının mahkeme salonunda ifade vermesi nedeniyle çocukların görüşme çıkışında ailelerini beklemek zorunda kalmaları nedeniyle yaşadıkları sıkıntı ve sorunlardır. Mahkemelerin duruşma günleri ile çocukların ifadeleri farklı günlerde alınmasıyla bu durumun çözülebileceği kanaati oluşmuştur.
• Çocuk izlem merkezlerinde çalışan meslek elemanları birçok eğitimden ve süpervizyon sürecinden geçtikten sonra bu merkezlerde çocukların ifadelerini alma yeterliliği kazanmaktadır. Ayrıca çocuk izlem merkezlerinde çalışan uzmanlar başka birimlerde görevalmamakta, mesai harici yaptıkları her işin de karşılığını izin, ek mesai ve icap ücreti olarak almaktadır. Adli görüşme odaları ve çocuk izlem merkezleri aynı amaca hizmet eden iki farklı birimken, adli görüşme odalarında görev alan uzmanlar yeterli eğitimi alamamakta ve bir süpervizyon sürecinden geçmemektedir. Ayrıca personel yetersizliğinden ötürü birçok adliyede adli görüşme odalarında haftalık nöbetler halinde ifadelere katılım sağlanmaktadır. Ciddi travmalar yaşayan mağdurların ifadelerini alan meslek elemanının sabit olması ve gerekli eğitimler alarak mesleki bilgi ve donanımının güçlendirilerek yetkinliğinin arttırılması, harcadığı mesaisinin karşılığı verilerek iş motivasyonunun artırılması gerekmektedir. Zira yapılan işin önemi ve niteliğinden yukarıda bahsedilmiştir.
• Adli Görüşme Odalarında alınan ifadelerin zaman sınırlaması olmadığından, mesai saati dışına sarkabilmekte, mesai sonrası ya da hafta sonunda görev zorunluluğu doğmaktadır. 657 sayılı Devlet Memurları Kanuna istinaden görev yapan devlet memurları olarak, sırayla, nöbetleşe ya da birkaç uzmanın üstlenmiş olduğu bu işlem için mesai haricinde olduğu takdirde yine eş değer bir işlem olduğu için bilirkişi tarifesindeki şekli ile ücret takdir edilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Anayasal olarak idarenin memurun çalışma şeklini değiştirebilmesi, işini genişletebilmesi mümkündür ancak artan iş yüküne orantılı bir şekilde ücret artırımına gidilmesi de gerekmektedir.
• Adalet Bakanlığı bünyesinde çalışan uzmanların her geçen gün iş yükü artmaktadır. Mevcut koşullarda birçok adliyede artan iş yüküne karşı, uzmanların mesleki olarak işleri yürütebileceği fiziksel koşullar ne yazık ki sağlanamamaktadır. Birçok adliyede; taraflarla, mağdurlarla, kırılgan gruplarla ve suça sürüklenen çocuklarla gözlem ve görüşmenin sağlanması için görüşme odalarının dahi olmadığı bilinmektedir. Mesleğimizin temeli olan gözlem ve görüşmenin yapılacağı odaların birçok adliyede olmayışı, uygun görüşme koşullarının sağlanamaması hem mesleği icra etmekte olan meslektaşlarımızın işleyişini hemde bu alanda hizmet alanları mağdur etmektedir. Bakanlığımızın gelecekte yapmayı planladığı yeni uzman alımları da göz önüne alındığında, müdürlüklerin işleyişinin sağlıklı bir şekilde sağlanması amacıyla fiziki koşullarda iyileştirmelerin yapılmasını, Mağdur Hakları Daire Başkanlığımızın önceden belirlediği ideal fiziki koşulların karşılanması talep edilmektedir.
• İş yükü artışı kimi müdürlüklerde uzman sayısının yetersizliği nedeniyle iş teslim süreleri konusunda uzmanların sıkışmasına sebep olmakta, zaman darlığı nedeniyle oluşan stres altında iş kalite ve verimliliği olumsuz etkilenmekte, ek zaman talepleri davalarının uzamasına neden olmaktadır.Müdürlüklerin kurulmasıyla beraber standart sağlanması hedeflenmişken; adliyelere göre uzmanların görevli oldukları birimler, birim iş yükleri, randevu sistemleri ve bir çok konuda farklı uygulamalar yapılmakta mahkemelerle müdürlükler arasında çatışmalara neden olacak sorunlar ortaya çıkmaktadır. Müdürlüklerin işleyiş düzenlerine dair ayrıntılı yönetmelik çıkarılması görev ve hizmet tanımlarının netleştirilmesi gerektiği düşünülmektedir.
• Dosya kapsamında çıkılan incelemelerde birçok adliyede uzmanların yol tazminatı alamadıkları bilinmektedir. Bu hususta adliye dışı olabilecek tüm görevlendirmelerde ve incelemelerde ülkemizde bulunan tüm uzmanların, Bakanlıktaki diğer memurlar ve diğer kamu kurumları çalışanlarında olduğu gibi yol tazminatı alması talep edilmektedir.
• Mahkemelerin görevlendirdiği dosyalar kapsamında adliye dışındaki incelemelerde, adliyeye ait olan ATGV araçlarının kullanımının hakim, savcı ve diğer Adalet Bakanlığı personellerinden arta kalan zamanlarda uzmanlara tahsis edildiği, bu durumun birçok dosyanın tamamlanmasını geciktirdiği, taraflarla karşılıklı olarak uygun zaman diliminin seçilmesine olanak tanımadığı ve incelemelerin yapılmasını zorlaştırdığı bilinmektedir. Bu hususta Mağdur Hakları Müdürlüklerine, ATGV tarafından sadece müdürlüğe ait ya da ATGV haricinde müdürlük bünyesinde müstakil araç tahsisinin yapılması talep edilmektedir.
• Meslek grubumuzun son yıllardaki KPSS tercihleri dikkate alındığında Adalet Bakanlığı’nın tercih edilme önceliğini kaybettiği, MEB, Sağlık Bakanlığı, ASPB gibi kurumların tercih sıralamasında öne geçtiği görülmektedir. Daha önce yapılan ve ekte sunulacak olan anket sonucundan da görüleceği üzere gerek ilk atama gerekse halen görev yapan uzmanları son birkaç yılda yaşanan gelişmeler, müdürlüklerin kurulmasından sonra tüm ek gelirlerinin kesilmesi, zabıt kâtibi ile aynı ya da daha az, yazı işleri müdürlerinin ise oldukça gerisinde bir maaş alınması, meslektaşlarımızın kuruma karşı kırgınlık yaşaması, tükenmişlik hissi, aidiyet duygusunu kaybetme hislerini yaşamasına ve emeklilik ya da kurumlar arası geçiş gibi farklı çözümler aramaya itmektedir. Zira gerek Sağlık Bakanlığı gerek Milli Eğitim Bakanlığı’nda çalışan emsallerinden ek ödemeler dâhil edildiğinde 1000-1500TL arasında gelir kaybı yaşanmaktadır. Daha önce bilirkişilik, çocuk teslimi işlemlerinden emek ve mesai karşılığı alınan ücretlerle bu açık bir nebze kapatılmaktayken şimdi bu işlemelerin tamamen asli görev haline getirilmesi ile birlikte uzmanlar maddi olarak son derece büyük zorluklar yaşamaktadırlar.Adliyelerde görevli bilgi işlem çalışanları ya da diğer personel alanları ile ilgili mahkemelere yaptıkları bilirkişilik ve uzlaştırmacılık gibi adli işlemlerde bilirkişi ücreti almaktadırlar. SADECE PEDAGOG, PSİKOLOG ve SOSYAL HİZMET UZMANLARININ adliyede çalışıyor olmaları gerekçe gösterilerek bilirkişi ödemesi kapsamının dışında bırakılması Bakanlık nezdinde uzmanların ayrımcılığa tabi tutulduğu izlenimini oluşturmakta ve uzmanların mesleki tatminlerini tüketmektedir. Meslek grubumuz adli personelin içinde hatırı sayılır derecede yüksek bir öğrenim seviyesine sahip önemli bir kısmı yüksek lisans, doktora sahibi ve deneyimli uzman personelden oluşmaktadır. Adalet Bakanlığının Yargı Reformu doğrultusunda uzmanlaşmayı ve mağdur temelli çalışmayı esas alan uygulamaları dâhilinde meslek elemanlarının uzmanlıkları önemli bir yer tutmaktadır. Yargı reformu ile yapılan bu iyileştirmeler ve özellikle yıllardır hizmet verilen mağdur gruplara yönelik çalışmalara sonuna kadar destek olunmakla birlikte bu süreçte hizmet veren meslek gruplarının mağduriyet yaşamasının önüne geçilmesi adına eşit işe eşit ücret kapsamında mesleğin gereklerine ve konumuna uygun, adli sistem içindeki görev ve sorumluluklarla uyumlu maddi koşulların oluşturulması talep edilmektedir.
• Birkaç yıl öncesine kadar Bakanlık bünyesinde görev yapan uzmanların talep durumunda üniversitelerin psikoloji, sosyal hizmet, eğitim bölümlerinde geleceğin uzmanlarını yetiştirmek üzere adli alan deneyimlerini aktardıkları dersleri haftanın birkaç saatinde vermelerine -yasa gereği- izin verilirken bir süredir bu taleplerin genel olarak ret edildiği bilinmektedir. Sadece bu nedenle yüksek lisans ya da doktora sahibi deneyimli meslektaşlarımız Bakanlıktaki görevlerinden istifa ederek üniversitelere geçmişledir. Adalet Bakanlığında uzmanlar tarafından verilen hizmetin henüz Türkiye’deki üniversitelerde tam anlamı ile bir karşılığı yoktur. Yeni atanan uzmanlara, mevcut görev yapan uzmanlar usta-çırak ilişkisi denilebilecek yöntemle yardımcı olmaya çalışmakta, bir anlamda mesleği öğretmektedirler. Bu durumun olumlu ve olumsuz yönleri elbette mevcuttur ancak uzman arkadaşlarımızın üniversitelerde ders verebilmeleri durumunda hem akademik çalışmalar yapan ve deneyimli bu uzmanlar Bakanlık tarafından kayıp edilmeyecek hem de yeni atanacak personel açısından düşünüldüğünde bu dersleri alan mezunlar Bakanlığa atanma konusunda istekli ve işe başladıklarında hazır olacaklarından hizmet alanların menfaatine de olacaktır. Bu hususun önemle dikkate alınması arz edilir.
• Ayrıca göreve yeni başlayan uzmanların vakalarla doğrudan ilgilenmesi yerine kademeli olarak yetiştirilmesi, adliyedeki uzmanların çalışmalarına katılması ve bunun mesleğe başlangıçtatoplu olarak verilen eğitimin devam süreci olarak resmi şekilde belirlenmesinin, buna ek olarak hukuki bilginin de gerekirse hukukçulardan sağlanacak eğitim içeriklerinin eklenerek verilmesinin önem arz ettiği düşünülmektedir. Özellikle birimleşme sonrasında sulh hukuk mahkemeleri vb. şekilde iş konularının çeşitlenmesi neticesinde sınırları belirlenerek kademeli olarak verilen bir eğitim-uygulama oryantasyonunun gerek uzmanları güvende tutacağı gerekse verilen hizmetlerin kalitesinin arttırılmasını sağlayacağı düşünülmektedir.
• Aile Mahkemelerine gelen talimat dosyalarındaki ücretin farklı bir büroda çalışan uzmanlara asli iş olarak tevzi edilmemesi, ev incelemesi, adliye dışında yapılan işlemler ve emek mesaisine karşılık gelen mahkemenin takdir ettiği ücret (takdir edilmesi halinde) dosyayı yapan uzmana ödenmesi gerektiği düşünülmektedir. Zira Adalet Bakanlığı bünyesinde çalışan diğer tüm personelin maaşları dışında yaptıkları işlerden (bilirkişilik, uzlaştırmacılık gibi) ek gelirleri mevcuttur.
• ADM’lerde görevli uzmanlar yapılan işin niteliği açısından son derece trajik ve travmatik olaylar ile karşı karşıya gelmekte ve yargılamanın salahiyeti ile mağdurların menfaati açısından özveri ile görev yapılmaktadır. Toplumda infial oluşturan birçok olay uzmanların gün içerisinde birden fazla kez karşı karşıya geldiği ve fiilen işin içine dâhil olduğu olaylar olarak ortaya çıkmaktadır. Çocuğun cinsel istismarı, ensest ilişki, travmatik boşanma süreçleri, kırılgan grupların yaşadığı şiddet olayları gibi birçok olayın negatif etkisi altında kalınmaktadır. Bu şekilde yürütülen bir işin karşılığında yönetim tarafından hak edilen değeri maddi ve manevi olarak görmek, yüksek moralle hizmet alanlara daha verimli hizmet üretilmek istenmektedir. Bu konuda daha önceki özlük haklarının iadesi ya da yeni tanımlanacak bir sistemle ek ders ücreti veya Adli Destek Hizmetleri tazminatı ödenmesini, uzmanların resmi bilirkişi olarak hakim ve savcılara görüş bildiren bir konumda bulunmalarından ötürü adli sistem içindeki statü ve haklarının bu doğrultuda somutlaştırılması talep edilmektedir.
Bu rapor, Adalet Sistemi Uzmanları Derneği tarafından dernek üyesi olan ve olmayan Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüklerinde görev yapan pedagog, psikolog ve sosyal hizmet uzmanlarının görüşleri doğrultusunda Adalet Bakanlığı’na sunulmak üzere hazırlanmıştır. Gereğini arz ederiz.
ASUD